• BilimAvcısı

Neden Uzaylılara İnanıyoruz? FERMİ PARADOKSU

Olağanüstü iddialar olağanüstü kanıtlar gerektirir.


Uzaylılar gerçek mi? Kesin olarak bilmiyoruz ama son yıllarda büyük bir çoğunluk inanmak istiyor.

Dış uzay, öğrenecek çok şeyimiz olan geniş bir alan, bu yüzden diğer (zeki) yaşam formlarının var olma olasılığını yadsımak zor.


Dışarıda kimse var mı? Uzaylılar var mı? Cevap evet ya da hayır olsun, gerçeği öğrenmek insanlığın Evrendeki yerimize dair anlayışını tamamen değiştirecektir. Ya yalnızız ya da daha da önemlisi, belki de yalnız değiliz.

Evet, İnsanlar komplo teorilerine ilgi duyuyorlar…

Akıllı uzaylılar Dünya'yı ziyaret ederse, bu insanlık tarihindeki en derin olaylardan biri olur.

Anketler, insanların neredeyse yarısının, uzaylıların eski geçmişte veya yakın zamanda Dünya'yı ziyaret ettiğine inandığını gösteriyor. Bu yüzde her geçen gün artıyor.

Uzaylı ziyaretine inanmak, Koca Ayak ya da Noel Baba'ın gerçek bir yaratık olduğuna inanmaktan daha yaygın bir durum.

Bazı bilim insanları bu inançları gerçek fiziksel fenomeni temsil etmedikleri için reddediyorlar.

Zeki uzaylıların varlığını inkâr etmiyorlar. Ancak başka bir yıldız sisteminden yaratıklar tarafından ziyaret edildiğimizin kanıtı için yüksek bir çıta belirlediler.

Carl Sagan bu durumla ilgili “Olağanüstü iddialar olağanüstü kanıtlar gerektirir.” diyor.

Aslında günümüz yaşam biçimlerinde insanların büyük bir bölümünün yaşam biçiminden memnun olmadığını, inanç türlerinin sıradanlaştığı, bir çoğumuzun da kelimenin tam anlamıyla SIKILDIĞINI düşünürsek… Bizden daha zeki dünya dışı yaşamların olduğuna inanmak eğlenceli bir seçenek oluyor sanırım.


Elbette dünya dışı yaşam ve ufolarla ilgili açıklanamayan pek çok vaka var. Ama durum tam olarak net aslında: Açıklanamayan…


İnsanoğlunun bilinen tarihinden bugüne inanma ve inandırma ihtiyacı olduğu bir gerçek. Bu inanma ya da inandırma ihtiyacı, yüzlerce tanrı biçimi ortaya çıkarmıştır. Göktanrı, Apollo, Eros…

İnsanlık ne zaman açıklayamadığı bir durum ile karşılaşsa, o durumun kendisinden daha güçlü ya da kudretli bir güç tarafından kontrol edildiği olasılığına inanmış.

Gökbilimciler, her yıl binlerce dış gezegen veya diğer yıldızların etrafında dönen gezegen keşfediyorlar.

Bu dış gezegenlerin bazıları, Dünya'nın kütlesine yakın ve yüzeylerinde su olması için yıldızlarından doğru uzaklıkta oldukları için yaşanabilir olarak kabul edilirler. Bu yaşanabilir gezegenlerin dünyamıza en yakını, kozmik "arka bahçemizde", 20 ışık yılından daha az uzaklıkta. Bu sonuçlardan çıkarım yapmak, galaksimizde 300 milyon yaşanabilir dünya olasılığına yol açar.

Elbette bilimde bazı olasılıkları düşünüp üzerine çalışmak temel çıkış noktasıdır. Fakat günümüzde bu durum biraz farklı hale gelmeye başladı.

Kendisinin bilim insanı olduğunu söyleyen büyük bir kesim düşündükleri ve hiçbir kanıtı olamayan bu olasılıkları bir inanç haline getirebiliyor.


Bilim insanları uzaylılar fikrini küçümsemezler. Ancak güvenilir olmadığı için ya da daha pek çok başka sıradan açıklama olduğu için bugüne kadar ki kanıtlara ikna olmak çok zor.

Son derece üstün teknolojiye sahip zeki varlıkların sırf buğdayımız ya da altınımız için trilyon mil yol kat edeceğinden şüpheliyim…



Aslında akıllı uzaylıların bulunamasın FERMİ PARADOKSU denir.

Fermi paradoksu, dünya dışı uygarlıkların var olma olasılığının gayet yüksek olduğuna dair tahminlerin varlığı ile bunu doğrulayacak herhangi bir kanıtın ya da temasın yokluğu arasındaki çelişkiyi ifade eder.


Özetleyecek olursak, insanlık için birçok insana özgü durum (aşk, inanç, sevgi, siyaset, din) artık sıkıcı hale geldiği için akıllı uzaylılara inanmak ve bu inancı adeta savunmak eğlenceli ve tehlikeli bir duruma dönüşebilir.


Hiçbir kanıt olmadan aşk ve savaş tanrılarına inanan bir varlık olan insanlık akıllı uzaylılar üzerine kutsal kitaplar çıkarmaya başlamışken önümüzdeki yüzyılda iş çok farklı noktalara ulaşabilir…

Unutmamak lazım ki:
“Bilim doğrudan ya da dolaylı gözlenebilir olguları dile getirir. Bilimde hiçbir kuram ya da hipotez, gözlem ya da deney sonuçlarına dayandırılarak kanıtlanmadıkça doğru kabul edilmez.”