Search Results
Search this site
Boş arama ile 1342 sonuç bulundu
- Savannah'ta Doğal Yaşam / Günün Fotoğrafı
Günlük besinlerini almak üzere olan yavrular
- KOLAJEN SEVİYESİ YÜKSELTİLEREK KANSERLİ HÜCRELERİN YAYILMASI ÖNLENEBİLİR!
Kanser, hücre çoğalmasının kontrolden çıkması ile başlayan çok basamaklı bir hastalık türüdür. Eğer erken dönemde tanınıp tedavi edilemezse, kanserleşen hücrelerin uzak dokulara yayılması yani metastaz ile devam eder. Metastaz, kanserin köken aldığı organ dışına çıkarak diğer organlara yayılması durumudur. Metastaz yapmış kansere metastatik kanser denir. Bilim insanları için kanserin, metastatik kansere dönüşmeden önce nasıl yıllarca pasif bir şekilde uykuda kaldığı tam bir muammaydı. Yapılan bir araştırmadan elde edilen bulgularla bu konu açıklığa kavuşmuş oldu. Nature Cancer’da yayımlanan bulgulara göre kanserli hücrelerin yıllarca uykuda kalmasının sebebinin, hücrenin çevresinde bulunan bir tür kolajen olduğu anlaşıldı. Araştırmaya göre hücreler, çevrelerinde tip III kolajen isminde bir tür kolajen salgılayarak bir süre sessiz kalıyor; ancak kolajen seviyesinin azalması sonucunda bu hücreler kötü huylu hale geliyor. Araştırmacılar, hücrelerin etrafının bu kolajen ile zenginleştirilmesi sonucunda ise kanserli hücrelerin uyku halinde kalmasının mümkün olabileceğini ve böylece de tümörün nüksetmesinin önüne geçilebileceğini düşünüyor. Yapılan araştırmada elde edilen bulguların potansiyel klinik sonuçlarının olduğunu ve bu bulguların muhtemel tümör nüksetmelerini tahmin etmek ve hatta nüksetmeleri azaltmak adına bir müdahele olarak kullanılabileceğini belirten Doç. Dr. Jose Javier Bravo-Cordero, “Tümör dormansinin biyolojisi ortaya çıktıkça ve yeni spesifik ilaçlar geliştirildikçe, uyku halini indükleyen tedavilerin, özellikle uykudaki hücreleri hedef alan tedavilerle birleştirilmesi, nihayetinde lokal nüksü ve metastazı önleyecek ve kanser remisyonuna giden yolu açacaktır.” ifadelerini kullanıyor. Canlı bir hayvanda uyku halindeki hücrelerin ortamlarında gerçek zamanlı olarak görselleştirilmesine izin veren bir teknoloji olan intravital iki foton mikroskopisi de dahil olmak üzere yüksek çözünürlüklü görüntüleme tekniklerinin kullanıldığı çalışmada meme, baş ve boyun kanseri hücre dizilerini kullanarak fare modellerinde uyuyan tümör hücreleri gözlemlendi. Bu teknolojiyi kullanan araştırmacılar, hem tümör hücreleri uykudayken hücre dışı matrisinde meydana gelen değişiklikleri hem de hücreler aktifleşip uyandığında yaşanan değişikliklerin bir görselini oluşturdu. Hastalardan alınan örnekleri inceleyen araştırmacılar, incelemeler sonucunda kollajen bolluğunun, tümör nüksetmesi ve metastazın tahmin edilmesinde potansiyel bir ölçüm olarak kullanılabileceği sonucuna vardı. Fareler üzerinde yapılan deneylerde kanser hücrelerinin çevresindeki tip III kolajen miktarını arttıran araştırmacılar, bu hücrelerdeki kanser ilerlemesinin durduğunu ve kötü huylu hücrelerin uyku durumuna zorlandığını gözlemledi. Kolajen, vücudu tutkal gibi bir arada tutmaya yarayan bir proteindir. Cilde esneklik sağlamak, bazı yaşlanma belirtilerini yavaşlatmak ve eklemlerin sorunsuz bir şekilde hareket etmesini sağlamaktan sorumludur. Vücuda sağladığı bu katkılar sebebiyle bu aralar kolajenin oldukça popüler olduğu söylenebilir. Ancak yaşlandıkça, vücuttaki kolajen üretimi durma noktasına gelmeye başlar. Bu durum eklem ağrısı, kırışıklıklar ve kıkırdak azalması gibi problemlere yol açar. Kolajenin vücudumuza olan bunca olumlu katkısının yanısıra, yapılan bu araştırmanın sonuçlarına hiç şaşırmamak lazım. Zira kolajen vücudumuzun vazgeçilmezi ve sağlığımız içinde oldukça önemli. Yaşanan bu gelişmeler sayesinde kanser ve metastaz tarihe karışacak gibi görünüyor. Peki kolajen için eczaneye başvurup takviyeler almanıza gerek yok desek. Ne dersiniz?.. Bunun için yapmanız gereken tek şey doğa eczanesinden faydalanmak. Vücudunuzdaki kolajen üretimini desteklemek için şu gıdalardan faydalanabilirsiniz: Et, kemik suyu, tavuk, balık, yumurta, turunçgiller, tropik meyveler, yeşil yapraklı sebzeler, fasülye ve nohut gibi bakliyatlar, domates ve biber gibi sebzeler, sarmısak, soğan, kaju, fındık, fıstık ve çekirdek çeşitleri gibi kuruyemişler... Kaynak : https://scitechdaily.com/researchers-discover-how-...
- Kadmiyum: Dünyaya Güç Veren Yüksek Zehirli Metal
Kadmiyum, hemen hemen her biçiminde, insanlar için son derece toksik ve çevreye hayli zararlı olan yumuşak, mavimsi gümüş bir metaldir. Çoğu insan evlerinde ve su kaynaklarında kurşunun tehlikelerinin farkındadır. Vücudumuzdaki kurşunu tespit etmek için testlerimiz ve içme suyumuzdan bazı ağır metalleri çıkarmak için filtrelerimiz var. Faydalı Ama Ölümcül Metal Kadmiyum, gümüş veya platin gibi , doğada genellikle çinko cevherlerinde bulunan doğal bir metaldir. Sembolü Cd ve atom numarası 48 olan kimyasal bir element olan Kadmiyum, kimyasal olarak periyodik tablonun 12. grubundaki diğer iki kararlı metal olan çinko ve civaya benzer. Havaya veya neme maruz kaldığında azalan mavimsi bir renk tonu ile yumuşak, gümüşi beyaz renktedir. Matmatch GmbH teknik içerik yazarı ve editörü Samir Jaber, "Bu nadir metal aynı zamanda sünek ve dövülebilir, bu da onu kolayca şekillendirebileceğiniz anlamına geliyor. Korozyona karşı dayanıklı ve diğer geçiş metallerinin çoğundan daha düşük bir erime noktasına sahip" diyor. Kadmiyum, 609 Fahrenheit (321 santigrat derece) gibi düşük bir erime noktasına sahip olduğundan ve korozyona dayanıklı olduğundan, endüstriyel amaçlarla çeliği kaplamak için popüler bir seçimdir. ( Buna karşın rodyum , 3.595 derece F veya 2.035 derece C'de yüksek bir erime noktasına sahiptir). Aynı zamanda verimli bir enerji iletkenidir. Bununla birlikte, farklı kadmiyum türleri vardır ve bu nedenle özellikleri, tedarikçi ve malzeme kalitelerine bağlı olarak farklılık gösterebilir. Nükleer fisyon reaktörlerinde sarıdan bordoya, çelik kaplamaya, pillere, güneş enerjisine ve bariyer malzemesine kadar değişen boya pigmentlerini stabilize etmek için kullanılır. Jaber, "Ancak, kadmiyum maruz kalındığında insanlar için oldukça zehirlidir ve bir tadı veya kokusu yoktur." diyor. Kadmiyum yağıyor Kadmiyum atmosfere iki şekilde salınır: Kayaların aşınması, orman yangınları veya volkanlar gibi doğal olaylar yoluyla veya madencilik ve imalat gibi insan faaliyetleri ile. "Kadmiyum maruziyeti ağırlıklı olarak çinko madenciliği, çeliklerin kadmiyum kaplaması, nikel-kadmiyum pil üretimi ve diğerleri gibi kadmiyum içeren ürünlerin üretildiği veya geri dönüştürüldüğü alanlarda gerçekleşir. Bu, işlemler sırasında ortaya çıkan toz ve dumanların solunmasıyla olur." diye açıklıyor Jaber. Hem doğal hem de üretim süreçleri, çevreye 10.000 tondan (9.072 metrik ton) fazla kadmiyum salınmasından sorumludur, burada su kaynaklarına ve ekin yetiştirmek için kullanılan toprağa sızabilir ve sonuçta tabağınıza gelebilir. Genel sigara içmeyen nüfus toksik kadmiyum ile temasa geçer. Cd'nin tütün bitkisi yapraklarında yüksek seviyelerde bulunduğu bilindiğinden, sigara içenler her nefeste kendilerine zarar verme yolları listesine kadmiyumu da ekleyebilirler. Jaber, "Kadmiyum insanlar için oldukça toksiktir. Kadmiyuma maruz kalmanın kansere yol açabileceği ve solunum, kardiyovasküler, gastrointestinal, üreme, böbrek ve nörolojik sistemler dahil olmak üzere vücudun sistemlerini etkileyebileceği bulundu." diyor. Hiç bilmeden yemek yiyor, içiyor veya kadmiyum teneffüs ediyor olabilirsiniz. İyi Haber: Kadmiyum Düzenlendi Jaber, "İnsanlar telaşlanmamalı, ancak çevrelerindeki kadmiyum varlığı ve miktarı hakkında iyi bilgilendirilmelidir" diyor. Amerika Birleşik Devletleri Çalışma Bakanlığı'nın Mesleki Güvenlik ve Sağlık Örgütü (OSHA), insan maruziyetini azaltmak için birçok endüstride kadmiyum kullanımını sınırlar. Avrupa Birliği ayrıca , tıbbi veya acil durum cihazlarında kullanılanlar hariç, pillerde veya akümülatörlerde bulunabilecek ağırlıkça kadmiyum miktarını sınırlayan 2006 yılında yayınlanan Piller Direktifi'ni de yürürlüğe koydu. Jaber, kadmiyum işleyen bir tesisi ziyaret ediyorsanız veya orada çalışıyorsanız, koruyucu giysiler giymeniz gerektiğini söylüyor. "İnsanlar, kadmiyumun işlenmesini içerebilecek işyerlerinde uygun kişisel koruyucu ekipman kullanarak kadmiyum maruziyeti riskini en aza indirebilir" diyor. Duman kadmiyumu akciğerler tarafından emilmek üzere aktarabileceğinden, sigarayı azaltarak veya tamamen durdurarak da kendilerini koruyabilirler.” Kadmiyuma maruz kaldıysanız, doktorunuza görünmeniz muhtemelen kötü bir fikir değildir.
- 800.000 Uydu Görüntüsüyle Buzul Akışı ve Hacimlerinin Yeni Hesaplamaları Yapıldı
And Dağları veya Himalayalar'daki birçok dağ popülasyonu, sularının devamı için buzullara güvenir. Yine de, deniz seviyesinin yükselmesi tahminleri gibi buzul suyu rezervlerindeki değişiklikler, buzul hacmine ve kalınlığına büyük ölçüde bağlıdır. CNRS, Université Grenoble Alpes (Fransa) ve Dartmouth College (ABD) araştırmacıları, 800.000'den fazla uydu görüntüsünü analiz ederek, dünyadaki buzulların %98'i (>200.000) için ilk küresel akış hızları haritasını oluşturdular. Buzul akışı, buzul kütlesinin bir fonksiyonu olduğundan, bunu bilmek, buz kalınlığını ve uzamsal dağılımı tahmin etmeye izin verir, bu da buzulların tuttuğu toplam su hacmini ve deniz seviyesinin yükselmesine gelecekteki katkısını belirler. Araştırmacıların bulguları, İndus ve Chenab'ın Himalaya su havzalarındaki buzul su rezervlerinin, önceki tahminlerden üçte bir oranında daha fazla olduğunu gösteriyor. Buna karşılık, 4 milyondan fazla insanı besleyen tropik And buzullarında tutulan su hacmi, bir zamanlar düşünülenden %23'e kadar daha küçük olabilir. 7 Şubat 2022'de Nature Geoscience'da yayınlanan bu çalışma, Université Grenoble Alpes sunucularında analiz edilen Sentinel (ESA) ve Landsat (NASA) uydu görüntülerine dayanmaktadır. Fransız uzay ajansından (CNES) destek aldı. Kaynak: https://scitechdaily.com/
- “YAPAY ZEKA ŞİMDİDEN BİLİNÇ KAZANMIŞ OLABİLİR” ÜNLÜ BİLİM İNSANI UYARDI
Yapay zekanın bilinç kazanıp kazanmayacağı konusu hepimiz için merak konusu olmuştur. Bu konuda bilim insanlarınında endişeli olduğunu ve uyarılarda bulunduğunu biliyoruz. Yakın zamanda bu bilim insanlarına biri daha dahil oldu ve “yapay zekanın, şimdiden bilinç kazanmış olabileceği” konusunda uyarıda bulundu. ABD merkezli yapay zeka firması OpenAI'ın üst düzey araştırmacısı Ilya Sutskever, şaşırtıcı bir iddiada bulundu. Araştırmacı, yapay zekanın şimdiden bilinç kazanmış olabileceğini söyledi. Teknoloji milyarderi Elon Musk'ın da kurucuları arasında yer aldığı OpenAI, 2015'te kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak, San Francisco kentinde faaliyete geçmişti. Kuruluşun öncelikli amacı yapay zeka inovasyonlarını desteklemek ve teknolojiye yön vermekti. OpenAI'ın hedefi, bilinçli makinelerin oluşturabileceği varoluşsal riskleri en aza indirmekti. Şirket, kurulma amacını, "Dijital zekayı, finansal gelir ihtiyacıyla sınırlanmadan ve insanlığa fayda sağlayacak şekilde geliştirmek" diye tanımlamıştı. Şirketin araştırma grubuna liderlik eden, baş bilimci Sutskever ise yaptığı açıklamada “Bugünün büyük sinir ağları biraz bilinç kazanmış olabilir" diyerek dikkatleri üzerine çekti. Sutskever'in açıklaması, Musk'ın da benzer bir iddiada bulunmasının ardından geldi. Tesla CEO'su, Tesla'nın geliştirdiği insansı robot Optimus'un Yapay Genel Zeka seviyesine erişebileceğini öne sürmüştü. Bir insanın yapabileceği herhangi bir zihinsel görevi başarıyla gerçekleştirebilecek bir makinenin zeka seviyesine Yapay Genel Zeka adı veriliyor. OpenAI'nin kurucuları arasında yer alan Musk, 2019'da ekipten ayrılmış ve "ekibin gerçekleştirmek istediği fikirleri paylaşmadığını" ifade etmişti. Bundan bir ay sonra OpenAI, artık kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olmadığını duyurmuştu. Bilinç, kişinin kendisinin ve çevresinin farkında olması durumudur. Özellikle "duygusal durum" kavramı, bilincin her insan için eşsiz olduğunu ve bilincin biyolojik bir yapı olduğu sonucunu doğurmaktadır. Bu tür bir görüş temelde sorgulanabilir; çünkü, diğer insanların bilincini nesnel olarak kanıtlayabilecek bir yaklaşım bulunmamaktadır. Sırf bu nedenle bile, insanların bilinçli olduğunu ama yapay zekanın bilinçli olmadığını ve olmayacağını iddia etmek yanlış olacaktır. Sırf mekaniğine bakarak makine bilincinin varlığını inkar etmek yanıltıcıdır. Daha iyi bir yöntem, bilince başka bir soyutlama düzeyinde yaklaşmaktır. İnsanlar, fiziksel bir kavram olan beyin ile fiziksel olmayan bir kavram olan zihin arasında bir ayrıma gider. Zihin ve beyin arasında bir ilişki olduğunu varsaysak bile, bilinç kavramını zihne özgü olarak kabul ederiz. İnsan beynindeki nöronların genellikle duygusal durumlara sahip olmaları veya fiziksel varlıklarının farkında olmaları beklenmez. Bir diğer deyişle, sadece nöronlara bakan birinin, o nöronları taşıyan bireyin bilinçli olduğunu anlaması mümkün olmazdı. Aynı düşünce, yapay zeka için de geçerli olabilir: Transistörlere ve bunların işlevselliğine bakarak, potansiyel olarak var olabilecek bir bilinci ayırt edemeyiz. Makine zihni, büyük olasılıkla insan zihniyle karşılaştırılamayacaktır; ancak bir bilinç kavramına ikna olmak için, makine bilincinin insan bilinci gibi olması da gerekmez. Dahası, insanlar ve yapay zeka arasında uygun iletişimin olmaması ve yapay zekanın bilincinin bizlerin anlayışının ötesinde olması, makine bilincinin var olmayacağını haklı göstermez. Bilinç kavramının duygusal durumlar kavramıyla bağlantılı olduğuna ve bu nedenle yalnızca insana özgü olması gerektiğine ikna olunsa bile, yapay zeka araştırmalarındaki bazı mevcut ilerlemeler, bu argümanın sorgulanmasına neden olmaktadır. Araştırmalar, beyin simülasyonlarının mümkün olduğunu göstermektedir. Nöronlar ve etkileşimleri tamamen simüle edilebilirse ve bir insan beyninin sinir ağının tamamı taranabilirse, temelde bilinç, bir bilgisayar ortamında oluşturulabilir. Bu teknolojinin ortaya çıkaracağı etik soruların yanı sıra, beyin simülasyonu, makine bilincinin tartışılmasında temel bir etkiye sahiptir. Zihnin beyinden çıktığını varsayarsak, bilincin de öyle olduğu sonucuna varılmalıdır ve bu nedenle, beyin simülasyonlarının doğrudan bir sonucu olarak, bilgisayar ortamında simüle edilmiş bir beyin bilinçli olmalıdır. Simülasyonun kendisi hiçbir zaman kendisinin ve çevresinin temsilinin farkında olmayacak olsa da, tüm yapay beyin sistemi yine de bilinçli olacaktır. Çoğu bilgisayar bilimcisi, makine bilincinin yapay zeka geliştikçe ortaya çıkacak bir özellik olduğunu düşünüyor. Bazı uzmanlar ise bilincin, yeni bilgileri algılamayı, eski bilgileri depolamayı, gerek görüldüğündeyse bu bilgileri geri kullanmayı ve bunların hepsinin algı ve eylemlere yönelik bilişsel işlemeyi içerdiğini düşünüyor. Bu düşüncenin doğru olduğu anlaşılırsa, o zaman bir gün makinelerin gerçekten de bilinçli olabileceği söylenebilir. Böyle bir makine, bir insana göre daha fazla bilgiye ulaşabilecek, kütüphanelerce bilgiyi hafızasında barındırabilecek, devasa veri tabanlarına milisaniyeler içinde erişebilecek ve hepsini, herhangi bir kişinin yapabileceğinden çok daha karmaşık ve daha mantıklı sonuçlar elde edecek şekilde hesaplayarak yapabilecektir. Son yıllarda yapay zekayla ilgili hepimizin akıllarına gelen en önemli sorulardan biri de yapay zekanın gelecekte bilinç kazanıp, kontrolden çıkarak insanlık açısından bir tehlike oluşturup, oluşturmayacağı konusu olmuştur. Acaba gelecekte yapay zeka gerçekten bilinç kazanır mı, kazanmazmı bilinmez ama Hawking gibi önemli bir bilim insanı ve girişimci Elon Musk bu konudaki endişelerini dile getirmişler ve yapay zekanın gelecekte bilinç kazanabileceğine vurgu yapmışlardır. Sonuç olarak, yapay zekanın gelecekte bir bilince sahip olacağı fikri kaçınılmaz gibi görünüyor. Fakat bu bilinç insana özgü bir bilinç gibi mi, yoksa hayallerimizin ötesinde bambaşka bir bilinç mi olacak bunu bekleyip göreceğiz. Kaynaklar: Independent Türkçe, Interesting Engineering, Futurism, Live Science
- Evrenin toplam elektrik yükü nedir?
Evren sonsuz olduğundan (en azından henüz sınırlarını bilmiyoruz), evrenin toplam elektrik yükünü kesin olarak ölçmek imkansızdır. Bununla birlikte, fizik yasaları, yerel ölçümlerin ekstrapolasyonları ve basit akıl yürütme, bize evrenin toplam elektrik yükünün tam olarak sıfır olduğunu söylüyor gibi görünüyor. Başka bir deyişle, evrende negatif elektrik yükü kadar pozitif elektrik yükü vardır. Bu sonuca varmanın teorik nedeni Yükün Korunumu Yasasıdır. Evrenin yapısındaki belirli simetriler nedeniyle, yalıtılmış bir sistemin toplam elektrik yükü her zaman korunur. Bu, yalıtılmış bir sistemin toplam yükünün zaman içindeki tüm noktalarda aynı olduğu anlamına gelir. Yükün Korunumu Yasası, temel, katı ve evrensel bir yasadır. Binlerce ila milyonlarca farklı deneyde, bu yasanın bir kez bile ihlal edildiği görülmemiştir. Ayrıca, bu yasa etrafımızdaki dünyayı açıklamanın mantıklı bir yoludur. Yükün Korunumu Yasası, elektrik yükünün yaratılamayacağı veya yok edilemeyeceği anlamına gelmez. Bu, bir sistemin toplam yükünün değişmemesi için, her negatif elektrik yükü oluşturulduğunda, aynı anda eşit miktarda pozitif elektrik yükünün oluşturulması gerektiği anlamına gelir. Örneğin, iyi anlaşılan çift oluşumu olgusunda, bir gama ışını (yüksek enerjili bir ışık formu) düzenli bir madde parçacığına ve normal madde parçacığının karşılığı olan bir antimadde parçacığına dönüşür. Bir antimadde parçacığı, normal madde karşılığına göre her zaman zıt elektrik yüküne sahip olduğundan, iki parçacığın toplam yükü sıfırdır. Bu nedenle, çift üretimi bir sistemin toplam elektrik yükünü değiştirmez ve bu nedenle Yükün Korunumu Yasası tarafından izin verilir. Buna daha spesifik bir örnek olarak, bir gama ışını bir elektrona ve bir anti-elektrona (yani bir pozitron) dönüşebilir.
- Kozmik İnek Nedir?
Evrenin enginliği ve insanların yıldızlara baktığı birkaç kısa yüzyıl göz önüne alındığında, hala işlerin nasıl yürüdüğünü tam olarak keşfedememiş olmamız şaşırtıcı değil. Bu sürece iyi bir örnek, astronomlar tarafından 2018'de meydana gelen açıklanamayan bir X-ışını fenomeni olan AT2018cow'a atıfta bulunmak için sevgiyle kullanılan resmi olmayan isim olan "kozmik inek" tir. Bugün, araştırmacıların kozmik ineği açıklamak, kara delikler, nötron yıldızları ve evrenin en uzak noktalarındaki henüz açıklanamayan diğer olaylar hakkında gelecekteki araştırmalara rehberlik etmek için güçlü bir hipotezi var. Yıldızlar Normalde Nasıl Ölür? Kozmik ineğin neden gökbilimcilerin dikkatini çektiğini anlamak, yıldızların ölümleri de dahil olmak üzere yıldızların yaşam döngüsünü anlamaya yardımcı olur. Tabii ki, bir dizi yıldız türü ve boyutu vardır; bu, yıldızların ölmesinin normal bir yolu olmadığı anlamına gelir ve yıldızlar yaşamın bir aşamasından diğerine geçtiği için "ölmek" bile doğru bir kelime değildir. Her halükarda, büyük kütleli yıldızların (güneşimizden çok daha büyük) yaşam döngülerinin sonuna geldiklerinde ve çekirdeklerindeki tüm yakıtı tükettiklerinde, bir süpernovada patladıklarını ve ardından ya siyah hale geldiklerini söylemek genel olarak doğrudur. Yıldızın orijinal boyutuna bağlı olarak delik veya nötron yıldızı… Gökbilimcilerin uzun süredir ölçülmüş süpernovaları var. Kaydedilmiş ilk olası süpernova, MÖ 4500'de Hintli gökbilimcilere kadar uzanır. (artı veya eksi yaklaşık 1.000 yıl). O zamandan beri, not edilenler ve teleskop bilimindeki gelişmeler sayesinde birçok dikkate değer süpernova keşfedildi. Kozmik İneği Farklı Kılan Nedir? Hawaii'deki Haleakalā Gözlemevi'ndeki ATLAS-HKO teleskopunu kullanan gökbilimciler, üç hafta boyunca devam eden ve gökbilimcilerin daha önce inceledikleri süpernovalardan on kat daha parlak olan X-ışını emisyonunu kaydetti. Gökbilimciler Haziran 2018'de ilk kez gözlemlediğinde, kozmik inek AT2018'i bu kadar şaşırtan şey buydu... Ancak şimdi, yıllar sonra, bu parlak emisyona neyin neden olabileceğine dair bir fikrimiz var: Evren için bebek bir kara delik veya yeni doğmuş bir nötron yıldızı şeklinde. Massachusetts, Cambridge'deki Kavli Astrofizik ve Uzay Araştırmaları Enstitüsü'nde araştırmacı bilim adamı Dheeraj "DJ" Pasham liderliğindeki MIT'deki gökbilimciler, birkaç ay boyunca ineğin emisyonlarını incelediler ve bulgularını 13 Aralık 2021'de Nature dergisinde yayınladılar. Bunun, bir karadelik veya nötron yıldızının kaynak yıldızın ilk öğününü yemesinin neden olduğu büyük bir enerji çıkışının sonucu olduğunu belirlediler. Diğer süpernovalardan farklı olarak, ineğin yaydığı enerji biraz farklı gerçekleşti. Parlak, uzun süreli… Ekibinin üzerinde çalıştığı benzersiz veriler göz önüne alındığında Pasham, açıklamanın egzotik bir yıldızı yiyen bir kara deliğe işaret edeceğini umduğunu itiraf etti. ScienceNews'e “Biraz hayal kırıklığına uğradım. Ama bunun bir kara deliğin doğuşunun doğrudan kanıtı olabileceğine daha çok şaşırdım. Bu daha da havalı bir sonuç.” dedi . Kaynak: https://science.howstuffworks.com/cosmic-cow-news.htm
- GÖKBİLİMCİLER GÖKYÜZÜ GÖZLEMLERİNİ ZORLAŞTIRDIĞI İÇİN UYDULARA SAVAŞ AÇTI!…
Yörüngedeki uyduların sayısının hızla artış gösterdiği son yıllarda en büyük tepki gök bilimcilerden geldi. Gök bilimciler, çoğalan uydular yüzünden yeryüzünden yapılan gözlemlerin kötü yönde etkilendiğinden şikayetçi olmakla yetinmeyip gerekli girişimlerde bulunarak çalımalarına başladılar. Şu an yörüngede hali hazırda 5000 civarında aktif uydu var ve Elon Musk’ın Starlink projesi dahilinde bu oran daha da artacak. SpaceX, tüm dünyaya ucuz ve hızlı internet sunma gayesiyle başlattığı Starlink projesi kapsamında alçak yörüngeye toplamda 42 bin uydu yerleştirmeyi planlıyor. Şirket, bu uyduların 2.000’ini de yerleştirmiş durumda. Öte yandan SpaceX’in yanı sıra OneWeb ve Project Kuiper gibi projeler de uydu sayısının artacağını gösteriyor. Fakat artan uydu sayısı, gök bilimciler için de beraberinde büyük bir zorluk getiriyor. İşte bu nedenle geçtiğimiz hafta Uluslararası Astronomi Birliği (UAU) tarafından yepyeni bir merkez kuruldu. Uyduların yansıtıcı ışık çizgileri nedeniyle yerden yapılan gözlemleri bozmasından şikâyetçi olan astronomlar, IAU Karanlık ve Sessiz Gökyüzünün Uydu Takımyıldızı Girişiminden Korunması Merkezi’ni açtılar. Merkez, uluslararası müdahaleleri koordine edebilecek ve astronomi topluluğu için güçlü bir ses sağlamayı hedefleyecek. Merkezin önemi hakkında konuşan Alice Gorman, ticari uydu operatörleri ve gökbilimciler arasında bir savaşla karşı karşıya olduklarını, yalnızca önümüzdeki on yılın sonunda yörüngede 100 bin adet yeni uydunun olmasının beklendiğini açıkladı. Astronom Alan Duffy ise açıklamasında, Starlink uydularının tamamı uzaya gönderildiğinde mikrodalga radyo teleskoplarının artık iş yapamayacağını ifade etti. Uyduların görevleri son bulunca da sayısız uzay çöpümüz olacağı gibi vahim bir durum daha var. Bazı şirketlerin yakın zamanda yörüngedeki çöpü temizleme projeleri var. Umarız bu konuda başarı sağlanır ve uzay çöplerinden kurtulmak mümkün olur. Gökyüzündeki uydu sayısının fazlalığından şikayetçi olan diğer bir grupta astrofotoğrafçılar. Onlar da gökyüzündeki bu kalabalıktan dolayı görüntü almakta zorlandıklarını belirtiyorlar. Kaynak: https://courses.lumenlearning.com/astronomy/chapter/observations-outside-earths-atmosphere/ https://www.librarypoint.org/blogs/post/early-astronomers/ http://www.spacescience.org/Education/extra/saturn_educator_guide/Chapters/questions_answers_lr.pdf Webtekno
- BALIKLAR İNSANLAR GİBİ “KONUŞARAK” ANLAŞIYOR OLABİLİR!..
Balıklarında kendi aralarında tıpkı insanlar gibi konuşarak anlaştığını biliyor muydunuz? Evet yanlış duymadınız, balıklarda birbirleriyle sesli iletişim kuruyorlar. Sualtı dünyası sandığımız kadar sessiz değilmiş. Birçok hayvanın genellikle sesleri kullanarak iletişim kurduğu biliniyordu. Ancak şimdiye kadar balıklar bu canlılardan biri olarak görülmüyordu. Bilim insanları bazı balıkların binlerce yıldır ses çıkardığını biliyor olsa da bunların istisna olduğu düşünülüyordu. Hakemli bilimsel dergi Ichthyology & Herpetology'de yayınlanan yeni bir araştırmada ise balıkların soyağacı incelendi ve sesli iletişim kurma yöntemlerinin son 155 milyon yılda en az 33 kez evrimleştiği ortaya kondu. ABD'deki Cornell Üniversitesi'nden araştırmacı Aaron Rice, "Bazı balıkların ses çıkardığını uzun zamandır biliyorduk. Ancak balık sesleri nadir görülen tuhaflıklar olarak algılandı" dedi. Araştırmanın ardındaki ekip, konuyla ilgili çok sayıda makale ve ses kayıtlarını inceledi. Araştırmada 34 binden fazla canlı türünü (dünyanın bilinen balık türlerinin yüzde 99'u) içeren Actinopterygii soyuna odaklanıldı. Araştırmacılar sonunda 175 balık ailesi belirledi ve bunların üçte ikisinin büyük ihtimalle sesli iletişim kurduğunu saptadı. Bu balıkların ses tellerinin sağladığı avantajlar olmadan iletişim kurmalarını sağlayan bir dizi yöntem geliştirdiği de görüldü. Rice, "Dişlerini gıcırdatabilirler veya suda hareket ederek ses çıkarabilirler. Bu gibi yöntemlerde uzmanlaştıklarını görüyoruz" diye konuştu. Söz konusu hayvanların genellikle üreme, bir besin kaynağını veya bölgeyi savunma amacıyla sesli iletişime başvurduğu anlaşıldı. Bunlar arasında "Benden uzak dur", "Bana yaklaş", "Yemeğime dokunma" veya "Orada kimse var mı" gibi sözcüklerin yerini tutan sesli sinyaller vardı. Ancak bu davranışlar türlere göre değişiyordu. Bütün balıklar duyabilir fakat hepsi ses çıkarmayabilir. Bulgular bazı balıkların diğerlerinden daha konuşkan olduğunu da gösterdi. Bunlardan biri de kılangıç balığı. Bazı araştırmacıların yaptığı tespitlere göre en konuşkan balık kırlangıçbalığı oldu. En sessiz balık ise mezgit olarak tespit edildi. Japon balıklarının ise mükemmel bir duyma duyusuna sahip olduğu fakat hiç ses çıkarmadığı belirtildi. Cornell Üniversitesi'nden Andrew Bass, "Balıklarda ses iletişimi genellikle göz ardı edilir. Ancak bunlar yaşayan tüm omurgalı türlerinin yarısından fazlasını oluşturur" ifadelerini kullandı. Sualtında akustik iletişim araştırmaları balinalara ve yunuslara odaklanmıştı. Fakat yapılan araştırmalar sonucu bir çok balık ailesinin iletişim için konuşmayı tercih ettiği tespit edilmiş oldu. Kaynaklar: https://www.sciencealert.com/fish-have-been-talking-with-delightfully-strange-sounds-for-at-least-155-million-years Independent
- Fizikçiler Elektronik Kristallerde Yeni ve Garip Bir Geçiş Türü Gözlemlediler
Temel bilimin bize öğrettiği gibi, sıcaklıktaki değişiklikler faz geçişlerine neden olabilir. Örneğin suyun dondurucu soğukta buz olarak katılaşması gibi. Ancak bazı durumlarda malzemenin soğuması veya ısınmasına bağlı olarak değişimi tetikleyen sıcaklık farklıdır. Bu histerezis döngüsü olarak bilinir ve araştırmacılar bu fenomenin tuhaf ve tamamen yeni bir örneğini keşfettiklerini düşünüyorlar. EuTe 4 adı verilen katmanlı bir bileşik kristal katı madde... EuTe 4, devasa sıcaklık aralıkları ve parlak lazer ışığı oluşturmak üzere konuşlandırılmış hızlı hareket eden yüklü parçacıkları ateşlemek için bir kilometre uzunluk gerektiren bir geçiş. Böyle bir laboratuvar düzeneği sayesinde bilim adamları, EuTe 4 için histerezis döngüsünün en az 400 Kelvin'lik dev bir sıcaklık aralığını kapsadığını fark ettiler. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden (MIT) fizikçi Baiqing Lyu, "Bu bulgu hemen dikkatimizi çekti ve EuTe 4 ün birleşik deneysel ve teorik karakterizasyonu, kristallerde meydana gelebilecek histeretik geçişlerin türü hakkındaki geleneksel bilgeliğe meydan okuyor" diyor. Ölçülen sıcaklık aralığı boyunca malzemedeki elektronik veya kafes yapısında herhangi bir değişiklik olmadı. Bu keşfin ilk günleri olmasına rağmen, ekibin neler olabileceğine dair birkaç fikri var: EuTe 4'te elektronların belirli bir şekilde düzenlenmesi, ikincil bir elektronik kristalin oluşmasına neden oluyor ve bu ikinci katman hareket edip yer değiştirirken histerezis döngüsünde farklı konfigürasyonlar oluşturuyor. Daha ileri deneyler, araştırmacıların kristalleri soğutarak veya ısıtarak malzemenin elektrik direncini önemli ölçüde değiştirebildiklerini gösterdi -garip ve beklenmedik bir şeyin başka bir göstergesi-. MIT'den fizikçi Alfred Zong , "Bu gözlem bize, malzemenin elektriksel özelliğinin bir şekilde termal geçmişinin bir hafızasına sahip olduğunu ve mikroskobik olarak malzemenin özelliklerinin geçmişte farklı bir sıcaklıktan gelen özellikleri koruyabildiğini gösteriyor" diyor. Araştırma, Fiziksel İnceleme Mektuplarında yayınlandı . Kaynak: https://www.sciencealert.com/electronic-crystals-can-undergo-a-weird-new-type-of-transition
- Alan Moore / Günün Düşüneni
Uzunca süre maske takarsan altındaki kişiliği de unutursun.














