Eflatun'un Mağara Alegorisi


İnsan hayatının en meşakkatli sınavlarından biri hakikatin saptanması ve etraftaki kimselere anlatılmasıdır. Tarih boyunca bu uğurda yapılanları saymak elbette mümkün değildir.


Bir kalemde felsefenin doğuşu ve tüm bilim dallarının ortaya çıkışını örnek verebiliriz. Tutarlı, eleştirel düşünce olarak özetlenebilecek felsefenin en kıymetli noktası sistematik olmasıdır dersek hata etmiş olmayız. Felsefenin ve felsefecilerin ne anlatmak istediğini sistematiği çözmeden başarmak mümkün değildir. Günümüz problemlerine ışık tutması açısından filozofların sistematikleri, öğretileri bizim önemli argümanlarımızın başında gelir. Hâl böyle olunca çağımızın vebasına “at gözlüğü takarak düşünme hastalığına” bir filozof penceresinden bakarak çözüm üretmeye çalışalım istiyorum.


Sağcının yalnızca sağ odaklı düşündüğü, solcunun sadece sol minvalden beslendiği, insanların söylenenden öte söyleyene itibar ettiği günümüzde hakikati görüyor muyuz? Hakikate, gerçek bilgiye bizi ulaştırdığına inandığımız mevcut ideolojileri hiç eleştiriyor, olaylara farklı bir pencereden bakıyor muyuz?


Sorularımıza cevap aramak için ilk çağ filozoflarımızdan Eflatun’un “Mağara Alegorisi(Benzetmesi)”ni ele alalım.



Bugünden 2400 yıl önce Eflatun, hayatın bir mağara içinde zincirlenmek ve taş duvara yansıyan gölgeleri seyretmekten ibaret olduğunu iddia etti. Bir grup insan doğumlarından itibaren sırtları mağaranın girişine gelecek şekilde zincirlenir Eflatun’un temsilinde. Bu insanların arkalarını dönmeleri mümkün değildir çünkü zincirlendikleri mekanizma sağa sola bakamayacakları bir donanıma sahiptir. Dolayısıyla dış dünya hakkında bir bilgileri olamaz. Bazen mağaranın önünden nesneler geçtiğinde mağara duvarına gölgeler yansır ve tutsaklar için tek görüntü duvara yansıyan cisim gölgeleri olur. Esirler, gölgeler ve yansımaları adlandırır, kategorize eder. Tek boyutlu bu varlıkların gerçekliğine de iman ederler. Ardından tuhaf bir şey yaşanır. Mağaradaki tutsaklardan bir tanesinin kelepçeleri çözülerek serbest hale getirilir. Artık özgür olan birey, mağaradaki loş ortam içerisinde gezinirken içeri süzülen ışık hüzmesini fark eder ve mağaradan dışarı çıkar. Dışarı çıktığında güneş gözlerini aldığı için ilk aşamada gözlerini açamaz. Ardından karşısına çıkan her nesnenin gölgesine dokunmaya çalışır. Ağaçların, insanların gölgesiyle diyalog kurmaya çalışırken bir yıkım yaşar. Çünkü gölgelerin bir yansıma ve yanılsama olduğu bilinci uyanır özgür bireyde. Önceden gölgeler kendisine daha net gelirken zamanla sudaki yansımasına hatta ışığın kaynağı olan güneşe bakabilir. Vefalı tutsak, buluşunu diğerleriyle paylaşmak için hemen mağaraya döner. Bu esnada karanlığa alışık olmadığı için duvardaki gölgeleri görmede güçlük çeker. Diğer tutsaklar, arkadaşlarının iddiaları karşısında bu yolculuğun onu kör ve aptal ettiğini düşünürler. Bunun yanında her türlü serbest bırakılma eylemine de şiddetle karşı gelirler. Devlet adlı kitabının 7. Kısmında Eflatun bu parçayı, toplumu eğitmeye çalışan fakat taraftar bulamayan antik filozofların öyküsüne benzetir.


Gelelim durumu günümüz için uyarlamaya.


Çağının ve benim nezdimde tüm zamanların güneşi Cemil Meriç “izmler, idrakımıza giydirilmiş deli gömlekleridir.” der. Burada kasıt, bize ezberletilen basmakalıp düşünüş şekilleridir. İnsanların akıllarını devre dışı bırakarak yaşamlarını idame ettirdiği, sağ duyudan ve insani değerlerden uzak eylemlerin kol gezdiği günümüzde Cemil Meriç’in sözlerini kulağımıza küpe bilmeli, Eflatun’un benzetmesinden yola çıkarak içimizdeki mağaralardan çıkabilmeliyiz. Felsefenin soru sorma sanatı olduğunu hatırlatarak şu soruları kendimize, benliğimize, idrakimize soralım:

Hakikat bildiklerimin ardında safsatalar varsa? Bugüne dek gerçek bildiklerim yansımalardan, yanılsamalardan ibaretse? Gerçekliğin farkına varmam mümkünken hakikat penceresinden kendi arzumla uzaklaşıyorsam...?


Bugün tüm eylemlerimizin olması gerektiği haline evrilmesi, insanlığın çıkan çivisinin yerine oturması, davranışların aşırılıktan uzaklaşması ve tabiki sadece gerçeklerin gündemi işgal etmesi için hepimiz içimizdeki mağaralardan çıkmak mecburiyetindeyiz. Tercih bizim elimizde. İlelebet mahkum kalmak mı, bugün özgür olmak mı?