“Sodyum Pentotal” Gerçekten Doğruları Söyleten Bir İlaç mı?


Bu ilaç, Abbot Laboratories’te çalışan Ernest H. Volwiler ve Donalee L. Tabern tarafından geliştirilen bir ağrı önleyicidir. Bu ilacı, 1934 yılında ilk olarak göz doktorlarının hastalarını ameliyata almadan önce anestezi amaçlı kullandıkları biliniyor.



İlacı kullanan kişi bir dakika içinde uykuya dalıyor ve yaklaşık 15 dakika sonra da uyanıyordu. Hatta fetüsü etkilemediği için hamile kadınlarda bile bu ilaç kullanıldı. Bu ilaç 1931 yılında İngiliz doktor J. Stephen Horsley tarafından doğruları söyletmesi için alternatif olarak kullanılmaya başlandı. Horsley’e göre insanlar bu ilacın etkisindeyken özel düşüncelerini daha rahat biçimde ifade edebiliyordu.


Bu ilaç, psikiyatrik hastalarla daha rahat iletişim kurmak ve hastaları gevşetmek için kullanılmaya başlanmıştır. Hastalar, bu ilacı içtikten sonra sakinleşerek rahatlıyor, böylelikle doktorun sorularını cevaplamak için iki kez düşünmüyorlardı. Bir nevi, psikiyatrik hastalar için hipnoz etkisi yaratıyor diyebiliriz.


Bununla birlikte doğruluk serumunun asıl tarihi 20. yüzyılda başlıyor. O zamanlar, bitkilerden elde edilen skopolamin doğumda anestezi için kullanılıyordu. Skopolamin ile anestezi edilmiş hastaların uyuşukken geçmiş anılarını anlattığını fark eden doktorlar "doğruluk serumu" fikri üzerinde araştırma yapmaya başladılar ve bugün en önemlilerinden olan sodyum pentotal ve sodyum amital barbitüratları keşfedildi.


Diğer adıyla Sodyum tiyopental 1936'da Ohio'da yeni ağrı kesici bulmaya çalışan iki kimyager Ernest H. Volwiler ve Donalee L. tarafından icat edildi. Kimyagerler ilacın gerçekten yüksek dozlarda verilmediği sürece ağrıyı durdurmada etkili olmadığını görünce hayal kırıklığına uğradı. Ancak bir noktada hasta tamamen bayılıyordu. İlaç bu yüzden günümüzde hala genel anestezinin ilk aşamasında hızlı bir bayıltıcı ve başka amaçlar içinse zehirli iğne olarak kullanılıyor.


Kimyagerler daha küçük dozlarda verilen Sodyum pentotalin insanları oldukça gevşettiğini ancak uyanık tuttuğunu fark etmiştir. Bunun nedeni Sodyum pentotalin bir barbitürat olmasıdır: Merkezi sinir sistemini baskılayan ve beyin aktivitesini yavaşlatan bir ilaç sınıfı. O zamanlar psikiyatristler hastaları konuşturmak için sodyum amital gibi diğer barbitürat türlerini kullanıyorlardı.



Sodyum amital I. Dünya Savaşı sırasında askerlerin savaş alanından kalan travmatik anılarını veya histeriyi yatıştırmak için yaygın olarak kullanıldı. Ancak nispeten küçük dozlarda bile ilaç güçlü bir yatıştırıcıydı. Bu yüzden konuşkan olanlardan çok uykulu hastalar üretme eğilimindeydi.


II. Dünya Savaşı'nda psikiyatristler benzer tedavileri bu kez sodyum pentotal ile denediler. Küçük dozlarda verildiğinde travmalı hastalar trans benzeri bir duruma geçiyorlardı. Bu haldeyken, bilinçliyken hiç yapmayacakları biçimde samimi konuşmaya başladılar.


Bazı bilim insanları eğer bu kimyasal şok geçirmiş askerlerin konuşmasına yardımcı oluyorsa, belki suçlu şüpheliler üzerinde de aynı etkiye sahip olabilir diye düşündü. Yıllarca süren araştırmalar ile bazı bilim adamları gerçekten de bir "doğruluk serumu" veya gerçeği söyleten ilaç bulduğunu düşündü.


Sodyum pentotal enjekte edildiğinde beyne ulaşır. Burada, beyin kendisini yavaşlatmak istediğinde doğal olarak ürettiği kimyasallardan birini taklit eder. Kimyasalın adı "Gaba" (Gama aminobütirik asit). Sodyum pentotal, tıpkı Gaba gibi beyin hücrelerinin reseptörlerine bağlanıyor. Bu durum hücrelerin milyonlarca nöronla ilişkisini kesiyor ve üst beyin işlevlerini azaltıyor. Sonuç olarak korku ve endişeden kaynaklanan ajite durumlar azalıyor.


Bununla birlikte beynin karmaşık düşünce süreçlerini yürütmesi de zorlaşıyor. Örneğin, hangi soruların cevaplanacağına karar vermek ve yalanlar uydurmak gibi. Bilim adamları yalan söylemeyi sağlayan beyin işlevlerini kaybettiğinizde, yapılabilecek tek şeyin doğruyu söylemek olduğuna inandılar. Ancak görünüşe bakılırsa beyin bundan biraz daha karmaşık çıktı ve bu yüzden Sodyum pentotal bir Veritaserum olmadı.


Sodyum pentotal ile ilgili ilk sorun, insanların karmaşık düşünme yeteneklerini azaltarak her şey hakkında çok konuşmalarını sağlamasıydı. 1950'lerde John MacDonald adlı bir adli tıp psikiyatristi, bu ilaçların etkisi altındaki kişilerin oldukça telkin edilebilir olduğunu ve karşısındakilerin duymak istediğini düşündüğü her şeyi söyleyeceğini, hatta bazen işlemedikleri suçları itiraf edeceklerini bildirdiler.


MacDonald ve diğerleri ayrıca ilacın isteksiz denekleri istemedikleri şeyler hakkında konuşturamadığını buldu. Dahası, kendi yalanlarına gerçekten inanan insanlar, ciddi kişilik bozukluğu olanlar gibi, kendilerine ne kadar sodyum pentotal verilirse verilsin yalan söylemeye devam ediyordu. Sonuç olarak bugün hala doğruluk serumu veya gerçeği söyleten ilaç diye bir şey bulunmuyor.




İlaç epilepsi tedavisinde, uykunun düzenlenmesinde ve kaygının giderilmesinde kullanılabiliyor. Bu ilaç aynı zamanda bir barbitürat (sakinleştirici) olarak tanımlandığı için beyin hücrelerindeki nöronların elektriksel aktivitesini baskılayabiliyor. Böylelikle ilaç, nöronların bilgi iletmek için enerji harcamasına engel oluyor. Beyindeki enerji gereksinimi azaldığı zaman, beynin metabolik seviyesi de düştüğü için bu ilacın aslında beyin için zararlı olduğu görülmüş oluyor.


Kaynak: Science ABC, Gizmodo